Gönderen Konu: SİSTEM YAKLAŞIMI İLKELERİ  (Okunma sayısı 11060 defa)

sehzadeyavuz

  • Ziyaretçi
SİSTEM YAKLAŞIMI İLKELERİ
« : Eylül 29, 2007, 03:20:46 ÖS »
.3.SİSTEM YAKLAŞIMI İLKELERİ
Çeşitli disiplinlerin birbirleriyle konuşmalarına olanak veren ortak dil sistem yaklaşımı olarak adlandırılır. Bu yaklaşım olaylara, durumlara ve sorunlara sistem görüşü ve sistem düşüncesi ışığı altında yaklaşımı ifade eder. Sistem düşüncesi olayları sistem olarak çözebilecek bakış açısını kazanmaktır. Sistem yaklaşımı; bütünü görmek, farklı görüş açılarını yöneltmek ve belirli bir yöntem izlemek ilkeleri ışığı altında gerçekleştirilen bir yaklaşımdır. İlk olarak sorunları küçük parçalara bölmek ve tanımlanmış amaç doğrultusunda parçaları yeniden birleştirmektir.( Başlıgil, H. Prof. Dr., 2002, “Sistem Analizi Ders Notları”)

Sistem yaklaşımı üç temel ilkeye dayanmaktadır:
Bütünsel yaklaşım: Bütünsel yaklaşımda incelenen sistem bir bütün olarak ele alınır.  Sistemin incelediği sorunlar birbirinden ayrı değil, bir arada ele alınır. Bunlardan birine getirilen çözüm, başka bir sorunun çözümü ile ilişkilidir.
Disiplinler arası yaklaşım: Disiplinler arası yaklaşım ilkesi, incelenen sistemi bir bütün olarak görmeyi ve gerekli sonucu, o sistemin üzerine farklı görüş açılarını yöneltmeyi sağladığı için bütünsel yaklaşımın bütünleyicisidir. Eğer sorunlar üzerine tek bir bilim dalının görüş açısı ile yaklaşılırsa varılan sonuçlar ön yargılı ve kısmen yanlış olur. Bu yüzden disiplinler arası yaklaşımın temel düşüncesi, incelenen sorun üzerine değişik açılardan yaklaşmaktır.
Bilimsel yaklaşım: Bilimsel yaklaşım ise, bütünsel ve disiplinler arası yaklaşımın somut düzeyde bir yöntemidir. Karar vermeyi ve sorun çözmeyi bütünsel yönteme dayandırması, bu yaklaşımın en önemli özelliklerinden birisidir. Bu yaklaşım, problem çözümünde sağduyu ve sezgiyi aşmış karar verme ve sorun çözmede kendine özgün sistematik yöntemini kurmuştur.(Kulak,2002)
1.4.GENEL SİSTEM TEORİSİ
Sistem teorisi genel olarak sistemlere uygulanabilecek ana ilkelerin oluşturulması amacını güder. Bu teori sayesinde çeşitli bilim dallarındaki sorunlar ortak bir dille tanımlanmış olmaktadır.( Başlıgil,2002)
Yüzyıllar önce Aristo’nun “bütün, parçalarının toplamından daha büyüktür” deyişi sistem görüşü için bir ilk deyiş sayılabilir. Günümüzde benzer kavram “sistem sinerjisi” olarak da adlandırılmaktadır.
1920’lerde Von Bertalanffy şöyle yazıyordu: “Mademki yaşayan bir nesnenin temel karekteri onun organizasyonudur, o zaman tekil parçaların ve süreçlerin araştırılması yaşayan olay hakkında tam bir açıklama veremez.” Araştırma bize parçaların koordinsayonu ve prosesler hakkında hiçbir bilgi vermeyecektir. Buna göre, biyolojinin temel çabası, organizasyonun her düzeyinde biyolojik sistemlerin yasalarını bulmaktır. “Biyoloji kaynaklarında yeni birşey” olarak kabul edilen bu şartla organizmik program geniş ölçüde benimsendi. İşte bu daha ileride genel sistem kuramı olarak kabul edilecek olan bir bilim dalının ilk tohumu idi. (Erkut,2000)
Aşağıda Von Bertalanffy kendi açıklamalarıyla sıralanmış, genel sistem teorisine gereksinim duyulmasına neden olan  gelişmeler açıklanmıştır:
1- Son zamanlara kadar bilimler, teorik fiziğin açıklayıcı ve geleceği tahmin etmeye yönelik yöntemine benzer kurallar sistemi kurmaya çalışıyordu. Fiziksel olmayan alanlardaki bu deneyimlerin çok azı gerçek anlamda başarılı olabildi. Bununla birlikte son zamanlarda biyolojik davranış bilimleri ve sosyal bilimler, fiziğin yeterli ve mümkün olmadığı kendi alanlarında yeni kavramsal yapılarını oluşturdular.
2- Biyolojik, davranışsal ve sosyal alanlarda klasik bilimin ihmal ettiği baskın ve önemli sorunlar vardır. Bir yaşayan organizmaya baktığımızda olağanüstü bir düzen, organizasyon ve değişimlere uyma yeteneği görürüz. Aynı şekilde, amacı ve hedefi belirli sosyal ve davranış sistemleri de klasik bilim tarafından incelenmemiştir. Klasik fizik bu alanlardaki sorunların metafiziksel olduğunu düşünmüştür. Örneğin bir biyoloji uzmanı için yaşayan doğayla ilgili herhangi bir özel problem, bilimin ilgilenebileceği alanın dışında varsayılıyordu.
3- Bunların yanında klasik bilim çoğunlukla, iki yada birkaç değişkenli lineer, neden sonuıç ilişkisine dayalı problemlerle ilgilenmiştir. Örneğin, iki büyük kütle arasındaki etkiyi inceleyip (güneşle herhangi bir gezegen arasında olduğu gibi), gelecekle ilgili tahminde bulnurken diğer kütlelerin varlığını ihmal etmiştir. Mekaniğin üç kütleli problemleri ya çözülemezdi yada sonuçları yaklaşık olarak bulunabilirdi. Bununla birlikte biyoloji, davranış bilimleri ve sosyal bilimlere ilişkin pek çok özel problem çok değişkenlidir ve bu nedenle çözüm için yeni kavramlara ve araçlara gerek duyulmaktadır.
4- Yukarıda açıklananların ilk önceleri fizik biliminin, biyoloji, davranış bilimleri ve sosyal bilimlerin problemleriyle ilgili söylediği gibi metafiziksel bir anlamlı yoktur. Fakat bu bilimler, fizikte olduğu gibi olayları açıklayacak ve geleceği tahmin etmemize yarayacak kavramsal araçlardan yoksundur.
5- İşte bu nedenle fiziğin ilgilendiği konular dışında kalan biyolojik, davranışsal ve sosyal olaylar özellikleriyle ilgilenecek yeni bir bilimsel gelişme gerekliydi. Geniş anlamda her bilim gerçeğin bazı yerlerini yansıtan kavramsal yapıda bir modeldir. Fizik bilimi de inanılmaz derecede başarılı böyle bir kavramsal modeldir. Fakat fizik, gerçeğin yalnız bazı kendi alanına giren yönleriyle ilgilenir, tek değildir. Gerçeğin diğer  alanlarıyla ilgilenecek başka modellere de gerek vardır. İşte, biyoloji, davranış bilimleri ve sosyal bilimler alanına giren sorunlar için gerçeğin bu yönünü  gösteren modeller gereklidir.( Kast, Rosenzweig,1976)
Von Bertalanffy genel sistem kuramına göre; genelleştirilmiş sistemlere ve bunların, özel türlerinden bağımsız alt sınıflarına, bileşke elemanlarının doğasına ve bunlar arasındaki ilişkilere veya “kuvvetlere” uygulanan modeller, ilkeler ve yasalar vardır.
Genel sistem kuramı, mantıksal-matematiksel bir alandır. Çabası, genelde “sistemelere” uygulanabilir olan bu genel ilkelerin formülasyonu ve türetilmesidir. Bu yolla, bütünlük ve toplam, ayrıştırma, mekanizasyon, merkezileşme, hiyerarşik düzen vb. gibi tüm bilim dallarında geçen bir dizi deyimin mümkün olması mümkün olmaktadır.( Erkut,2000)
Genel sistem teorisi çalışmalarında iki yöntemden söz edilebilir. İlki Von Bertalanffy’nin deneysel yöntemidir. Buna göre, sistemler algılandıkları biçimde gözlenip incelenir ve daha sonra bu gözlem sonuçları ifadelendirilir.
İkinci olarak ise, Ashby’nin düşünülebilen bütün sistemleri gözönüne alarak bunları, üzerinde işlem yapılabilecek, yargılara varılabilecek en uygun boyuta indirgediği yöntem yer almaktadır. Her iki yöntemin de üstünlükleri ve sakıncaları bulunmaktadır. Belirtilmek istenen genel sistem teorisi çalışmalarında tek bir yöntemden söz edilemeyeceğidir. Bu teorinin amacı, genel olarak sistemlere uygulanabilecek genel prensiplerin oluşturulması ve formülasyonudur. 
Kenneth E. Boulding ise genel sistem teorisinin yerini şöyle tanımlamıştır; “Genel sistem teorisinin amacı, ilgili disipline ilişkin teorilerden ve saf matematikten yararlanarak yeni bir model inşasıdır.” (http://www.ozyazilim.com/ozgur/marmara/orgut/sistem.htm)
Boulding 1953’de bir bilim dergisinde genel sistem teorisi hakkındaki bir makaleyi okuduktan sonra Von Bertalanffy’e şöyle yazmıştır:
“Sizin ulaştığınız sonuca ben de biyolojide değil ama ekonomi ve sosyal bilimlerde ulaşmış görünüyorum. Burada benim “genel deneyimsel teori” olarak adlandırdığım veya sizin yüksek ifadelerinizle “genel sistem teorisinin” bir çok farklı disiplinlere uygulanabilirliği olan bir şekli var. Eminimki dünyada bizimle aynı pozisyonda olan bir çok insan vardır, fakat bizler dağıldık ve birbirimizi tanımıyoruz, bu yüzdendir ki disiplinlerin sınırlarını aşmak zor geliyor. (http://bertalanffy.iguw.tuwien.ac.at/sites/ideological.html)
Bunları takiben; bütün sistemleri kapsayan ve açıklayan genel sistem kuramı (general systems theory), biyomedikal kökenli ve çeşitli bilim dallarında uzmanlık çalışmaları yapan Ludwig von Bertalanffy tarafından 1968 yılında bir kitap ile ortaya konmuş ve bu yaklaşım işletmecilik çervrelerinde belirli bir ilgiyle karşılanmakla birlikte beklenilen açıklama ve yorumlama gücünü ortaya koyamamıştır. Bir kaç üstün yetenekli matematik, fizik ve enformatik bilimadamının katkıları, bu yaklaşıma evrensel bir açıklama gücü getirememiştir. Genel Sistem Teorisi, sistemlerin gerçek bir ontolojik tanımlanması yerine, matematize edilerek aşırı basitleştirilmesi anlayışına dayanmaktadır.
Genel Sistem Kuramında bir sistemi belirleyen beş temel eleman söz konusudur: Girdiler( inputs), Yapı/Dönüşüm (structure), Çıktılar (outputs), Geri Besleme (feed-back)ve Çevre (systems environment).
 Bir örnek verecek olursak İşletmecilik açısından girdiler, maddi, beşeri, finansal veya enformatik kaynaklardır. Çıktılar ise, yine maddi, beşeri, finansal ve enformatik performanslardır.
Dönüşüm süreci yönetimin işletmecilik prosedürlerini uygulayarak bu girdileri mal ve hizmet şekline dönüştürmesidir. Çıktılar organizasyon tarafından mal ve hizmetlerdir. Geri besleme çıktılardan sağlanan enformasyon yardımı ile girdilerin yeniden düzenlenmesidir. Çevre ise işletmenin içinde yer aldığı sosyal, ekonomik, politik olgulardır.( Merih,2002)

PDR forum.net

SİSTEM YAKLAŞIMI İLKELERİ
« : Eylül 29, 2007, 03:20:46 ÖS »

 


Facebook Comments